Bahçeli’nin çıkışı ve “Öcalan açılımı”
A. Engin Yılmaz
Türkiye’de uzun süredir tartışılan “Yeni Süreç”, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin son TBMM grup toplantısında yaptığı açıklamalarla yeniden gündemin merkezine yerleşti.
Bahçeli, dile getirdiği “Terörsüz Türkiye” vizyonu kapsamında hem devlet kurumlarına yaptığı çağrılarla hem de Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin ifadeleriyle dikkat çekti. Devlet kurumlarına açık bir seferberlik çağrısında bulunan Bahçeli, iktidar blokunun tüm unsurlarının ortak bir hedef doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurguladı. “Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli” diyen Bahçeli, her bakanlığı bir “cephe”, her kurumu ise bir “mevzi” olarak tanımladı.
Türkiye’yi yönetmenin “dirayet, azamet ve ağır bir mesuliyet” gerektirdiğini söyleyen Bahçeli, iç siyasetin de bu ciddiyet doğrultusunda yeniden şekillenmesi gerektiğini savundu. “İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır” diyen Bahçeli, milli meselelerin kişisel çıkarlar doğrultusunda ele alınamayacağını vurguladı. “Devletin bekasının” ve ülkenin geleceğinin “hafiflik” kaldırmayacağını ifade eden Bahçeli, Türkiye’nin barıştan yana tutumunun zafiyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine de atıfta bulunan Bahçeli, bu yaklaşımı güçlü devlet kapasitesi ve milli güvenlik perspektifiyle birlikte ele aldı.
Konuşmasının önemli bir bölümünü “terörsüz Türkiye” olarak tanımladığı sürece ayıran Bahçeli, bu sürecin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmesini “tarihi” olarak nitelendirdi. Meclis’te kurulacak komisyonlar aracılığıyla farklı siyasi partilerin katkılarının alınacağını, yasal düzenlemelerin hızlandırılacağını ve tüm partilerden öneriler toplanacağını ifade etti. “Kanunlaştırma sürecinin çerçevesi millet iradesiyle oluşturulacak” sözleriyle sürecin parlamenter zemine oturtulacağını vaat etti.
Bahçeli’nin açıklamalarında öne çıkan en önemli başlıklardan biri de Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin değerlendirmeleri oldu. “Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir” diyen Bahçeli, yeni bir mekanizma önerisinde bulundu. Öcalan için bir “statü açığı” varsa bunun Türkiye lehine çözümlenmesi gerektiğini savunan Bahçeli, “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” adıyla bir yapı önerdi. Ayrıca “PKK’nın kurucu önderliğinin bir tanım altında görev yapması” temennisini de dile getirdi. Bahçeli, sürecin esasını ise “terörün tamamen tasfiye edilmesi, silahların susması, terörün gündemimizin dışına kesin biçimde çıkarılması ve siyasetin terör vesayetinden arındırılması” olarak tanımladı.
Bahçeli ayrıca, PKK’nin tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslim edilmesinin sürecin temel şartı olduğunu vurguladı. Bahçeli’nin konuşmasında “milli güvenlik”, “kamu düzeni” ve “devletin bekası” kavramları sıkça öne çıktı.
***
Öcalan’ın statüsünün tartışmaya açılması ve yeni bir mekanizma önerilmesi, bazı çevrelerde heyecan yarattı. Oysa bu yaklaşım, geçmişte olduğu gibi bugün de devletin Kürt sorununu kendi denetimi altında, sınırlı “haklar” çerçevesinde tutarak sisteme yeniden entegre etmeye çalıştığını gösteriyor. Bu tutumun, Kürt sorununun halkların eşitliği temelinde demokratik bir çözüme kavuşturulmasıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmuyor.
Türk sermaye devletinin ve temsilcilerinin attığı bu tür “çözüm” adımları, devletin bekasını, emperyalist planlarla uyumu ve iç cephedeki kırılganlıkları tahkim etmeyi esas almaktadır. Bahçeli’nin, PKK’nin tasfiyesi şartına bağlı olarak Öcalan’ın statüsünün ele alınmasını ve “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” gibi kurumsal mekanizmalar kurulmasını önermesi, iç ve dış faktörler karşısında bir “iç tahkimat” arayışının ürünüdür. Bahçeli’nin dili her ne kadar “vicdan, mesuliyet ve kardeşlik” kavramlarıyla süslense de burada amaç, Kürt halkının ulusal demokratik haklarının tanınması değil; direniş potansiyelinin sistem içinde eritilerek tasfiye edilmesidir.
Bahçeli’nin konuşmasında vurguladığı “devletin bekası” ve “milli meselelerin kişisel çıkarların üzerinde tutulması” gibi vurgular, aslında işçi sınıfı ve ezilen halklar üzerindeki baskıların daha da güçlendirilmek istendiğine işaret ediyor. “İç cephesi kırılgan olanın dış politikada manevra kabiliyeti azalır” söylemi, Türk devletinin yayılmacı emellerini sürdürebilmek için içerideki Kürt dinamiğini bir “istikrar” unsuru haline getirme arayışının itirafıdır.
Sonuç olarak faşist partinin şefi Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye”, “Öcalan’a statü” çıkışı ve ortaya koyduğu çerçeveyle yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ancak bu, MHP şefinin ilk dikkat çekici çıkışı değil. Geçmişte dile getirdiği bazı “iddialı” söylemler, PKK eksenli Kürt hareketi tarafından olumlu karşılansa da bunların somut bir karşılık bulduğu henüz görülmedi. Bu yeni “çıkışın” ne anlama geldiği ise önümüzdeki günlerde daha net ortaya çıkacaktır.
|