Barbarlığın adı: Barış Kurulu
Emperyalist saldırganlar, halklara uyguladıkları şiddete bugüne dek birçok isim verdi: “Uygarlık”, “düzen”, “barış”, “insan hakları”, “demokrasi”... Bugün ise bu şiddet “Barış Kurulu” adı altında Gazze’de sahneleniyor. Bu kurul, yaşam ve ölüm üzerinde mutlak kontrol kuran emperyalist/siyonist mekanizmadan başka bir şey değildir.
ABD emperyalizminin şefi Trump, 22 Ocak’ta Gazze’yi yönetmek üzere bir “Barış Kurulu” ve “Gazze Yürütme Kurulu” oluşturduğunu ilan etti. Kurul’un ilk zirvesi 19 Şubat’ta Washington’da gerçekleştirildi. Bu hamlenin asıl hedefi; ırkçı-siyonist işgale karşı direnişi tasfiye etmek ve Filistin halkını tamamen etkisiz bırakmaktır. Gazze’deki Filistinliler, bu süreçte ne muhatap ne de taraf olarak kabul edilmektedir.
Gazze, Filistin halkı hiçe sayılarak, emperyalist saldırganlar için devasa bir rant alanı olarak tasarlanıyor. Gökdelenler, oteller, modern konutlar ve sanayi bölgeleriyle Gazze; bir inşaat projesi üzerinden lüks bir turizm ve ticaret merkezine dönüştürülmek isteniyor. Projeyi hazırlayanlar o kadar küstah ki, bu küçük coğrafyada bir halkın yaşadığını tamamen göz ardı ediyorlar.
Filistin halkına dayatılan ise kendi topraklarından sürgün edilmek. Önce bombardımanlar, soykırım, açlık, yıkılan hastaneler ve engellenen yardımlarla yaşam koşulları yok ediliyor. Hayat dayanılmaz hale getirildiğinde ise bu göçün adı “gönüllülük” oluyor. Bu sürgün planının hedefi belli: Somaliland; yani sadece Gazze’de soykırım yapan İsrail’in tanıdığı sözde devlet. Refah Sınır Kapısı bu planın kilit taşıdır; dışarıya açılan bir yol değil, geri dönüşü olmayan bir kopuştur.
On binlerce ölüm sadece bir sayıya, yüz binlerce insan ise tahmine dönüşüyor. Soykırıma uğratılmış bir halkın toprağı gasp ediliyor ve turistik bir yatırım alanı olarak pazarlanıyor. Bunun adı vahşi sömürgeciliktir.
Tüm bunlar yaşanırken “uluslararası toplum” derin bir sessizlik içinde.
Gazze’de iki yıl süren soykırım ve yıkım, kapitalist-emperyalist sistemin barbarlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. “Sosyalizm ya da barbarlık” ikilemi bir kez daha önümüzde duruyor. Soykırıma rağmen teslim olmayan Filistin halkı, barbarlığa karşı direnişin mümkün olduğunu dünyaya gösterdi.
E. Su
|