İçindekiler:

15 Kasım 2025
Sayı: KB 2025/14

Krizin faturası kapitalistlere!
İşsizlik sopasına karşı birlik, kararlı mücadele!
TPI'da durum açık, saflar net!
TPI kapitalistinin oburlukları ve "iflas"
Hak arama mücadelesine saldırılar artıyor!
Ölüm ve sömürü düzeninde bir hafta
Ege İşçi Birliği Meclisi toplandı
2026 yılı bütçe görüşmeleri.
Meşruiyet Trump'tan, "zorbalık" rejimden
Gazeteci cinayetleri politiktir!
CHP'nin NATO Raporu
Rantı tekelleştirme planı
DGB Türkiye Meclisi sonuç bildirgesi
Çocuk işçilik yasaklansın!
Birleşik mücadele, örgütlü direniş!
İEKK'den etkinlik çağrıları
Birinci yılında "yeni süreç"
Demokrasi mücadelesi ve toplumsal devrim-3
Kürt hareketinden yeni geri adım
Emperyalizm yenilecek, direnen halklar kazanacak!
Almanya'da yıl dönümü etkinliği
Kapitalizmin kalbinde büyüyen halk hareketleri
New York seçimleri: Mamdani ve Amerikan solu
Suriye'de yeni dönem
Trump ve Şi'den ticaret gerilimine "mola"
Sudan'daki savaşın gerçek yüzü
Karayipler'e emperyalist saldırı hazırlığı
Küresel tedarik zincirlerinde yeni bir eksen
Emperyalist güçlerin yeni savaş araçları
Orta Asya'nın "yeniden" keşfi
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Gazeteci cinayetleri politiktir!

 

İstanbul’un göbeğinde, sokak ortasında bir gazeteci dövülerek katledildi. Maden ve enerji projelerinin yol açtığı yıkımı haberleriyle teşhir eden, yaşam alanlarını savunan direnişlerin sesi-soluğu olan gazeteci, belgeselci ve “ekoloji aktivisti” Hakan Tosun’un neden öldürüldüğü hala aydınlatılmadı. Ancak gazeteci arkadaşlarının çabasıyla bazı gerçekler gün yüzüne çıktı. Örneğin Halk TV muhabiri Umut Taştan, cinayeti en iyi gören işyeri kamerasının görüntülerinin saldırıdan kısa süre sonra saldırganların yakınlarınca alındığını ortaya çıkardı. Taştan bu haberi nedeniyle tehdit edildi. 

Gazeteci Serdar Akinan, sosyal medya paylaşımlarında olayı en net gören kameraya ait görüntülerin, “saldırganların ailesi tarafından kurgulanarak medyaya sızdırıldığını ve bunun emniyet kanalıyla gerçekleştirildiğini” ifade etti. Akinan ayrıca, Hakan’ın ölümüne neden olan iki kişinin ailesinin Esenyurt’ta tanınan, korucu bir aşirete mensup olduğunu ve gözaltına alınmadan önce polislerle aile büyüklerinin bir ocak başında buluştuğunu, “olay büyüdü, gençleri alalım” diyerek failleri ifadeye çağırdığını aktardı. 

Arkadaşlarının ve ailesinin çabası olmasaydı “faili meçhul” sayılacak olan bu cinayetin Tosun’un gazetecilik faaliyeti sonucu mu gerçekleştiği yoksa başka nedenlerle mi işlendiği henüz kesinleştirilemedi. Sokakta yaşanan bir tartışma sonucu yaşanmış olsa bile aydınlatılmalıdır. Nedeni “belirsiz” olsa da net olan cinayetin ardından yaşananların bu çürümüş düzenin yansıması olduğudur. Tosun’un gazetecilik faaliyetlerinin yağmacı tekelleri ve onlara yol veren iktidarı rahatsız eden nitelikte olması, cinayetin tasarlanarak işlendiği kanısını güçlendiriyor. Failler ile kolluk kuvvetleri arasındaki ilişkiler de bu kanıyı pekiştiriyor. 

Tosun’un yaptığı haberler nedeniyle, özellikle doğa talanının öznelerinin sinir uçlarına dokunduğu da bir başka gerçektir. Dolayısıyla bu cinayetin iktidarın doğa ve emek düşmanı politikalarının bir parçası olma ihtimali yüksektir.

***

 İktidar, içinde bulunduğu ekonomik krizi aşmanın bir yolu olarak doğayı vahşi bir şekilde talan ederek kar etmeye yöneldi. Ülkenin kaynaklarını bir avuç yandaş kapitaliste peşkeş çekerken bu fütursuz talana karşı direnenlere de aynı pervasızlıkla saldırdı/saldırıyor. Doğayı geri dönüşsüz şekilde tahrip eden maden ocaklarına karşı direnenler jandarma tarafından sistematik saldırıya uğruyor, gözaltına alınıyor, tehdit ediliyor. Hatta sermayenin tetikçileri tarafından katlediliyor. Reşit Kibar, Artvin’in Borçka ilçesinde “mesire alanı” adı altında yapılmak istenen talan projesine karşı direnirken, şirketin tetikçisinin eyleme ateş açması sonucu katledilmişti. Yine Erzincan’ın İliç ilçesinde yer alan Çöpler Altın Madeni’nin işleyişi doğayı geride yaşam bırakmayacak şekilde zehirlemiş ve 9 işçinin katledilmesine sebep olmuştu. 

Geçtiğimiz günlerde ise yıllardır doğayı ve yaşamı koruma mücadelesi verenlerin sesi olan; kalemiyle, kamerasıyla, emeğiyle talana ve yıkıma karşı taraf olan gazeteci Hakan Tosun her tarafı kameralarla, yüz tanıma sistemleriyle, polislerce sarılmış İstanbul’da bir gece vakti katlediliyor. Cinayetin neden işlendiği ise özellikle aydınlatılmıyor. 

***

İktidar topluma gözdağı vermek, kendi politikalarına itiraz edenleri susturmak ve gerçeklerin üstünü örtmek için türlü kirli/kanlı yöntemlere başvuruyor. Ülkede suç, kara para, çete, sermaye ve iktidar ilişkilerinin bu denli iç içe geçmesi, cezasızlık politikası, basına yönelik saldırıların pervasızca hayata geçirilmesi yeni cinayetlerin önünü açarken, tetikçileri de koruyor. Bunun en yakın örneği Narin Güran cinayetinin hala aydınlatılamamasıdır. 

Yaşanan ölümler münferit değildir. Bunlar, iktidarın bir avuç kapitalistin karını esas alan emek ve doğa düşmanı politikalarının dolaysız sonuçlarıdır. Peşi sıra işlenen cinayetlerin, koyulaştırılan karanlığın, derinleşen çürümenin içinden tek çıkış yolu, bu çürümüş düzene karşı mücadelede ısrardır. 

S. Teber

 

 

İBB iddianamesi 237 gün sonra açıklandı

 

İBB iddianamesi nihayet açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon 19 Mart’ta başlatılmış, bunu zincirleme şekilde diğerleri peşi sıra takip etmişti. Yüzlerce kişiyi kapsayan bu operasyonların esas amacı AKP’nin kendi iktidarını baskı ve zorbalıkla ayakta tutmaya çalışmasıdır.

Bu saldırılara medyada saray beslemesi tetikçiler de koro halinde katılıyor. Nitekim iddianame mahkeme tarafından açıklanmadan önce, rejimin borazanı Yeni Şafak tarafından manşetten duyuruldu. Böylece saray rejiminin yargı sopası ve medya ayağı ile birlikte yürüttüğü bu operasyonlar düzenin hukukunun açıkça çiğnenmesi anlamına geldiği bir kez daha ortaya çıktı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde AKP şefi Erdoğan’ı üç kez hezimete uğratan İmamoğlu’nun, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını ilan etmesi, bu soruşturmanın başlatılmasının nedeni oldu. Zira faşist tek adam rejiminin şefi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de ağır bir hezimetle karşı karşıya kalacağının farkında olarak çıkışı, olası rakiplerini etkisiz hale getirmekte arıyor.

Meşruiyetini yitirmiş, Beyaz Saray’daki efendisi Trump’tan meşruiyet dilenen Erdoğan, “millet iradesi” üzerine sahte laflar etme dönemini çoktan geride bıraktı. Saray rejimi artık geçerli tek kuralın zorbalık olduğunu döne döne ilan ediyor. Bu operasyonlar ve açıklanan iddianame de bunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede, 100’den fazlası tutuklu olmak üzere 400’ü aşkın kişinin adı geçiyor. Yolsuzluk, yağma, rüşvet, talan, gasp ve “mala çökme” gibi icraatları sabit olan Saray rejiminin, aynı gerekçelerle CHP ve Ekrem İmamoğlu’na yönelmesi ve  bu suçlara dayanarak tutarsız bir iddianame oluşturması, işin trajikomik yanını oluşturuyor.

Oysa her şey apaçık ortada. Konuyla az çok ilgilenen herkes biliyor ki mesele, bu düzenin yapı taşı olan yolsuzluk ya da usulsüzlükler değil, sınır ve kural tanımaz bir siyasi zorbalıkla Erdoğan’ın düzen içi rakiplerini saf dışı bırakma ya da diz çöktürme çabasıdır.

İBB iddianamesinin açıklanmasının hemen ardından saray yargısının CHP’nin kapatılması talebini gündeme getirmesi, saldırı dalgasının şiddetlenerek devam edeceğine işaret ediyor. CHP mitingler düzenlemeye devam etse de bu çaba saray rejiminin saldırganlığını durdurmak bir yana, onun daha da pervasızlaşmasının önüne bile geçemiyor. Saldırganlığın önüne set çekmenin ve Saray’ın inşa etmeye çalıştığı baskı ve zorbalık rejiminden kurtulmanın yolu, çalışma ve yaşam koşulları hiç olmadığı kadar kötüleşen geniş işçi ve emekçi kitlelerin, saray iktidarına ve onun pervasız saldırganlığına karşı örgütlenmesinden geçmektedir.

Sınıf ve kitle hareketinin hâlâ rejimin saldırılarını püskürtebilecek güçten uzak olması, bu temel gerçeği değiştirmiyor. Üstlenilmesi gereken görevlerin ne olduğu ortaya koyuyor.