İçindekiler:

15 Kasım 2025
Sayı: KB 2025/14

Krizin faturası kapitalistlere!
İşsizlik sopasına karşı birlik, kararlı mücadele!
TPI'da durum açık, saflar net!
TPI kapitalistinin oburlukları ve "iflas"
Hak arama mücadelesine saldırılar artıyor!
Ölüm ve sömürü düzeninde bir hafta
Ege İşçi Birliği Meclisi toplandı
2026 yılı bütçe görüşmeleri.
Meşruiyet Trump'tan, "zorbalık" rejimden
Gazeteci cinayetleri politiktir!
CHP'nin NATO Raporu
Rantı tekelleştirme planı
DGB Türkiye Meclisi sonuç bildirgesi
Çocuk işçilik yasaklansın!
Birleşik mücadele, örgütlü direniş!
İEKK'den etkinlik çağrıları
Birinci yılında "yeni süreç"
Demokrasi mücadelesi ve toplumsal devrim-3
Kürt hareketinden yeni geri adım
Emperyalizm yenilecek, direnen halklar kazanacak!
Almanya'da yıl dönümü etkinliği
Kapitalizmin kalbinde büyüyen halk hareketleri
New York seçimleri: Mamdani ve Amerikan solu
Suriye'de yeni dönem
Trump ve Şi'den ticaret gerilimine "mola"
Sudan'daki savaşın gerçek yüzü
Karayipler'e emperyalist saldırı hazırlığı
Küresel tedarik zincirlerinde yeni bir eksen
Emperyalist güçlerin yeni savaş araçları
Orta Asya'nın "yeniden" keşfi
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Emperyalist güçlerin yeni savaş araçları:

İHA’lar üzerinden hegemonya mücadelesi

 

Savaş ve yıkım aygıtı NATO’nun 15 Ekim’de Brüksel’de gerçekleştirdiği savunma bakanları toplantısı, emperyalist güçler arasındaki rekabetin yeni bir aşamasına işaret ediyor. 

Görüşmelerde öne çıkan konuların başında, modern savaşların seyrini dönüştürdüğü iddia edilen İnsansız Hava Araçları (İHA’lar) yer aldı. Savaş ve işgal politikalarının temel araçlarından biri haline getirilen İHA’lar, artık yalnızca saldırı ve istihbarat amaçlı değil, siyasi ve ekonomik hegemonya mücadelesinin araçları olarak da kullanılmaktadır. NATO’nun “İnsansız Hava Sistemlerine Karşı Katmanlı Girişim” (LCI X) projesi, bu araçların yaygınlaşmasına karşı alınan bir savunma tedbiri gibi sunulsa da, özünde teknolojik ve askeri üstünlüğü elinde tutmak isteyen emperyalist güçlerin stratejik müdahalesi olarak görünüyor

Kapitalist devletlerin militarizm histerisi şiddetlenirken, 21. yüzyıldaki savaş yöntemlerinin, teknolojideki ilerlemelerle birlikte önemli bir değişim geçirdiği belirtilmektedir. Özellikle İHA’lar, günümüz çatışmalarında belirleyici bir rol oynamaya başlamıştır. Bunlar, artık sadece sahada kullanılan araçlar değil, ülkeler arasındaki güç dengelerini etkileyen önemli unsurlar haline gelmiştir. Bu çerçevede, NATO ve Avrupa Birliği’nin İHA›lara karşı geliştirdiği savunma politikaları, Batılı ülkelerin mevcut üstünlüklerini koruma çabasının bir parçası olarak görülebilir. Söylendiğine göre, projenin temel hedefi, birkaç bin Euro’luk bir İHA’ya milyon Euro’luk füzelerle yanıt verme gibi orantısız çözümleri ortadan kaldırmak ve etkin bir savunma oluşturmaktır.

Kapitalist üretim ilişkilerinin doğasında var olan kar maksimizasyonu ve maliyetleri düşürme mantığı, savaş teknolojilerine de yansımaktadır. Günümüzde birkaç bin Euro’luk İHA’larla milyon dolarlık altyapıların tehdit edilebilmesi, mevcut savunma planlarını ve bütçe önceliklerinin yeniden gözden geçirilmesini zorlu kılıyor. Bu durum, Batılı emperyalist merkezlerin teknolojik üstünlüklerini tehdit eden daha düşük maliyetli ve erişilebilir savaş araçlarına sahip rakip güçlere karşı önlem almasını zorunlu kılmıştır. LCI X girişimi, bu yönüyle yalnızca bir savunma refleksi değil, bu yeni savaş araçlarının avantajlarını kullanan diğer güçlerin önünü kesme girişimidir aynı zamanda. 

Brüksel’de alınan kararlar çerçevesinde proje, NATO’nun doğu sınırında konuşlandırılacak yeni bir askeri misyon olan “Doğu Muhafızı” çerçevesinde hayata geçirilecek. Bu misyonun gerekçesi, Rusya’ya ait İHA’ların Polonya ve Romanya hava sahalarını ihlal ettiği iddiasına dayandırılsa da burada asıl amaç, “doğu kanadında artan Rus etkisine karşı” NATO’nun caydırıcılığını ve askeri varlığını güçlendirmektir. “Savunma” girişimleri diye adlandırılan şey, NATO’nun Ukrayna savaşı üzerinden genişlettiği nüfuz alanını kalıcılaştırma hedefinin bir parçasıdır. Öte yandan bu tür girişimler, aynı zamanda askeri-endüstriyel kompleksin daha çok güçlenmesine ve yeni silah teknolojilerine yönelik yatırımların artmasına da hizmet etmektedir.

Sermaye birikiminin militarizasyonu 

Bu gelişmelere paralel olarak Avrupa Birliği de kendi “İHA karşıtı” stratejisini şekillendirmektedir. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın ifadesiyle, “İHA savunma sistemlerine sahip olmak artık bir tercih değil, zorunluluk” haline gelmiştir.” 

Bu bağlamda AB, 2027 yılına kadar işlevsel sistemleri devreye sokmayı ve bir “İHA duvarı” kurmayı planlamaktadır. Ancak hem NATO’nun hem AB’nin benzer adımlar atması, kaynakların israfı ve yetki alanı çatışmaları tartışmalarını da beraberinde getirdi. Bu tartışmalara verilen resmi yanıtlar, NATO’nun askeri kapasiteyi, AB’nin ise finansman ve sanayi gücünü temsil ettiğini ve iki yapının birbirini tamamladığını öne sürse de bu açıklamalar, çok merkezli emperyalist sistemin kendi iç çelişkilerini örtme çabası gibi görünüyor.  

Sistemin bu çelişkileri, savaş teknolojilerinde yaşanan dönüşümle daha da belirginleşmektedir. Artık birkaç bin Euro’luk bir İHA’yı milyon Euro’luk bir füze ile vurmak “ekonomik olarak sürdürülemez hale gelmiştir” diyorlar. Bu nedenle geliştirilen yeni “savunma” sistemleri, elektronik karıştırma, radarlar ve düşük maliyetli karşı-İHA gibi araçlarla “daha az kaynakla daha fazla kontrol” sağlamayı amaçlamaktadır. Emperyalist merkezler, böylece hem askeri harcamaları “rasyonelleştirmeyi” hem de savaşın yıkıcı etkilerini kendi topraklarından uzak tutmayı hedeflemektedir. Bu “savunma” yatırımları, sadece dış tehditlere karşı değil, aynı zamanda içerdeki ekonomik ve siyasi krizlerin üzerini örtmeye yönelik bir meşrulaştırma aracına da dönüştürülmektedir.

İHA tehdidinin yalnızca karasal değil, deniz ve diğer yönlerden de gelebileceği ileri sürülerek AB ve NATO’nun bu yeni stratejileri, sadece doğu sınırlarını değil, tüm Avrupa’yı kapsayacak biçimde genişletilecek. Bu gerekçeyle, geliştirilen sistemlerin Avrupa genelinde konuşlandırılması hedeflenmektedir. Ancak bu yaklaşım, savunma adı altında Avrupa halklarının daha da militarize edilmesi anlamına geliyor. Aynı zamanda, bu silah sistemlerinin üretimi ve dağıtımı üzerinden devasa bir sermaye birikimi yaratılmakta, “savunma” sanayi şirketleri bu yeni tehdit algısı üzerinden karlarını katlamaktadır. Bu ise, sermayenin militarist karakterini daha belirgin hale getiriyor. 

Sonuç olarak, NATO ve AB’nin İHA karşıtı girişimleri, savaşın araçlarının değişmesine karşı verilen bir “uyum” yanıtı gibi sunulsa da kapitalist-emperyalist sistemin doğasındaki hegemonya mücadelesinin “yeni bir cephesi” gibi görünüyor. İHA’ların getirdiği asimetrik tehditler, emperyalist blokları daha düşük maliyetli ama daha etkili “çözümler” üretmeye zorlarken, bu süreç aynı zamanda daha fazla askeri yatırım, daha yoğun militaristleşme ve daha geniş çaplı işgal ve kontrol politikalarının zeminini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, emperyalist savaş mekanizmasının bir parçası olarak NATO ve AB, “güvenlik” söylemiyle savaş hazırlığını yeni bir evreye taşıyorlar.