YÖK ve kayyım düzenine karşı...
Birleşik mücadele, örgütlü direniş!
Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 12 Eylül 1980 askeri-faşist darbesinin hemen ardından kuruldu. Amacı, yaklaşık 40 yıldır toplumsal ve siyasal mücadelenin en önemli güçlerinden biri olan üniversite gençlik hareketini kontrol altına almak ve üniversiteleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden yapılandırmaktı. YÖK’ün kurulmasının ardından, yüzlerce öğretim üyesi üniversitelerden uzaklaştırıldı. On binlerce öğrenci disiplin soruşturmalarına tabi tutuldu ve üniversiteden atıldı. Toplumsal muhalefet ve gençlik hareketinin mücadelesiyle elde edilmiş her türlü hak, YÖK eliyle gasp edildi. Eğitimin ticarileştirilmesinde ve üniversitelerin sermaye sınıfının arka bahçesi haline getirilmesinde YÖK özel bir rol oynadı. Kuruluşundan bu yana birçok değişikliğe uğramış olsa da, bu kurum her zaman iktidarların, sermaye sınıfının ve kapitalist sömürü düzeninin hizmetinde oldu.
AKP iktidarı döneminde ise gençliğe yönelik saldırılar katmerleşmiş, üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre dizayn edilme çabaları güçlenerek artmıştır. Kurulmaya çalışılan tek adam rejimi, diğer devlet kurumlarını olduğu gibi, YÖK’ü de kendi amaçları doğrultusunda sınırsızca kullanmıştır. Bu politikaların yetmediği yerlerde ise doğrudan müdahaleler ve kayyım atamaları ile gerçekte göstermelik rektör seçimleri bile fiilen ortadan kaldırılmıştır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, akademideki ilerici birikim tasfiye edilmek amacıyla KHK’lar (Kanun Hükmünde Kararnameler) ile akademisyenler işlerinden edilmiştir. Atanmış rektörler, iktidara sadık ve itaatkâr kadrolarla akademiyi ve gençliği baskı ve denetim altında tutmak için her türlü kirli yol ve yöntem kullanılmaya devam edilmiştir…
Tüm bu çabalara rağmen, 44 yıldır üniversite gençliği, YÖK ve onun katkılarıyla üniversitelerde hâkim kılınmaya çalışılan gerici faşist düzene karşı mücadele etmektedir. Tüm bu baskı zorbalık ve engelleme politikalarına karşı üniversite gençliğinin özerk, demokratik, bilimsel, parasız ve anadilde eğitim talebi bastırılamamış buna dayalı mücadelesi kesintisiz olarak sürmüştür. Bu kesintisiz mücadelenin önemli bir dönemeci olarak geçen yıl 19 Mart sürecinde gençliğin biriken öfke ve tepkisi kampüslerden sokaklara taşmış ve gençlik, önündeki barikatları yıkarak, hapsedilmeye çalışıldığı cendereye sığmayacağını bir kez daha göstermiştir.
Hareket bugün geri çekilmiş olsada, onu doğuran bütün sorunlar ve bu sorunlara duyulan öfke yerli yerinde durmaktadır. Ülkeyi kendisi ve sermaye sınıfı için dikensiz bir gül bahçesine çevirmek isteyen tek adam rejimi ise bu gerçeğin farkındadır ve üniversite öğrenci hareketinin yeniden dışa vurması onun en büyük korkularından birini oluşturmaya devam etmektedir.
Üniversite gençliğinin hakları, özgürlüğü ve geleceği için verdiği mücadele karşısında ne yapacağını şaşıran tek adam rejimi, yeni öğretim yılına tamda bu yüzden yeni saldırılarla başlamıştır. Eğitim döneminin başlamasıyla birlikte, kampüslerin yeniden eylem ve özgürlük alanına dönüşmesinden korkan iktidar, üniversitelerde kulüpleri kapatarak, hakları için mücadele eden öğrencileri yurtlardan atarak, okuldan uzaklaştırmalar vererek ve soruşturmalar açarak mücadelenin önünü kesmeyi hedeflemektedir. Hacettepe Üniversitesi’nden, Ege Üniversitesi’nden, DTCF’den günbegün yansıyan polis-ÖGB-faşist iş birliğiyle gerçekleşen saldırılar ve “OHAL yönergesi” ile İstanbul’daki üniversitelerde artan abluka bunun örnekleridir. Toplumsal meşruiyetini yitirip baskı ile ayakta kalmaya çalışan iktidar, YÖK ve kayyım düzeniyle üniversitelerdeki hakimiyetini kalıcılaştırmaya çalışmakta, gençlik üzerinde bir türlü kuramamaktan yakındığı “kültürel hegemonyasını” baskı ve zorbalıkla dayatmaya devam etmektedir.
Ekonomik krizin derinleştiği ve toplumun yoksullaştığı bir dönemde, iktidar her türden itirazı faşist baskı ve zorbalıkla sindirmeye çalışmaktadır. Düzen muhalefetine, CHP’ye dönük saldırılar, TELE1’e atanan kayyım, direnen greve çıkan işçilerin hak taleplerine yapılan saldırılar ve üniversite gençliğinin tepkilerinin bastırılmaya çalışılması birbirinden bağımsız değildir.
Bugün eğitimin tüm kalemlerine fahiş zamlar yapılmaktadır. Üniversite gençliği, parasız bilimsel ve laik eğitime hakkı bir yana, asgari barınma ve beslenme koşullarından bile mahrum bırakılmaktadır. Öğrenciler bunları yaşarken, eğitim sermaye sınıfının ihtiyaçları doğrultusunda dizayn edilmeye devam edilmektedir. Toplumun diğer kesimlerinin olduğu gibi, üniversite gençliğinin önünde de ya bu karanlık tabloya teslim olmak ya da bu karanlığı parçalamak için mücadele etmek dışında bir yol bulunmamaktadır.
Özgürlüğümüzü, haklarımızı korumanın ve geleceğimize sahip çıkmanın yolu bu sömürü ve baskı düzenine onun ayrılmaz bir parçası olan YÖK ve kayyım düzenine karşı mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.
Özgürlüğümüzün haklarımızın ve geleceğimizin gasp edilmesine geçit vermeyelim! Faşist saldırılara, soruşturma terörüne, baskı ve zorbalığa karşı birleşik mücadele, örgütlü direnişi yükseltelim!
Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!
Özerk-demokratik üniversite!
Soruşturmalar geri çekilsin!
Söz, eylem ve örgütlenmenin önündeki engeller ve yasaklar kaldırılsın!
Kayyım düzenine son verilsin!
Polis-ÖGB-faşist çete saldırılarına son!
Söz, yetki, karar hakkı üniversite bileşenlerine!
YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!
YÖK ve kayyım düzenine karşı birleşik mücadele, örgütlü direniş!
Devrimci Gençlik Birliği
|